Aynanın İki Yüzü; Halkla İlişkiler ve Gazetecilik
Halkla ilişkiler ve gazetecilik, iki ayrı meslek grubu mudur, yoksa birbirlerini tamamlar mı? Yıllardır süregelen tartışmalar bir sonuca varabildi mi? Yoksa aralarındaki nefretten doğan aşk gerçek mi?
Halkla ilişkiler ve gazetecilik arasındaki gerginlik akademik anlamda literatüre “tarihi öfke”, “aşk – nefret ilişkisi” şeklinde yansımıştır. Peki bu iki meslek grubu ne gibi bir bağlantı içerisindedir? Her iki alanda da medya, kurum ve kuruluşların çeşitli hedef grupları ile iletişim içinde olmasına öncülük eder. Gazeteci haber yazabilmek için halkla ilişkilerciye, halkla ilişkilerci ise kitlelere ulaşmak ve seslerini duyurmak için gazeteciye ihtiyaç duyarlar. Fakat bu iki meslek grubu kendi çıkarları doğrultusunda iş yaptıkları, çatışma içinde oldukları için ilişkileri oldukça gergin bir hal almıştır. Bunun yanı sıra gazete haberi yazım sürecinde kullanılan bütün yazma tekniklerinin halkla ilişkilerde, halkla ilişkilerdeki araştırma yöntemlerinin gazetecilikteki haber yazma tekniklerinde kullanılıyor oluşu aslında çok da farklı olmayan iki meslek grubundan bahsettiğimizi gözler önüne seriyor. Bu durumdan yola çıkarak iki mesleğin de sürekli benzer alanlarda çakışması bizlere “mücadele mi, iş birliği mi?” sorusunu düşündürüyor.
Türkiye’nin ilk halkla ilişkiler şirketini kuran Prof. Dr. Alâeddin Asna birbirine çok yakın iki mesleğin söz konusu olduğunu “Halkla ilişkiler, gazetecinin iş sigortasıdır,” sözleriyle ifade etmiştir. Halkla ilişkiler ilk defa Türkiye’de özel sektör içinde 1970’li yıllarda kurulmasıyla tanınmıştır. Hızlanma süreci ise 1971’li yıllarda Halkla İlişkiler Derneği’nin kurulmasıyla başlamıştır. Böylelikle gazeteciler için yeni bir haber kaynağı yaratılmıştır.
Asna, halkla ilişkiler mesleğinin doğuşunun gazetecilik için ne kadar önemli olduğunu şu sözlerle anlatmıştır, “O zamana kadar bir kuruluştan haber çıkarmak için konuşacak bir ilgili arayan, çalmadık kapı bırakmayan gazeteci, artık kolayca ulaşacağı, ayrıntılı bilgi alabileceği bir muhatap bulmaya başladı. Gazetecilikten gelme halkla ilişkiler danışmanları haberin önemini, zamanını, yazılış özelliklerini, gazeteciliğin sorunlarını bildikleri için bu insanlarla aynı dilden konuşabilmekteydi.”
Halkla ilişkiler sadece medya ile bağlantı kurmanın yanı sıra bulundukları şirketlerin basına yansımasıyla da ilgilenmektedir. Bulundukları şirketin kamuoyuna tanıtılması ve basınla şirket arasındaki ilişkilerin doğru ilerlemesini sağlamak, halkla ilişkilercinin en önemli görevleri arasında yer almaktadır. Birbiriyle sürekli bir iletişim halinde olan ya da olmak zorunda kalan bu iki meslek grubunun arasındaki ilişkinin bozulmaması için aralarındaki bağlantının düzgün, düzenli, sürekli ve saygılı olması gerekmektedir.
Aralarında sürekli ve bitmeyen, tatlı bir çekişme olan gazetecilik ve halkla ilişkiler için ayrılmaz bir bütün diyebiliriz. Zira, halkla ilişkiler kavramını 1900’lü yıllarda hayata geçiren Ivy Lee de bir gazeteciydi. Tıpkı halkla ilişkiler mezunu bir gazetecilik öğrencisi olan ‘ben’ gibi…