Yapay Zekâ Korkusu: Hegemonya ve Medya
Hegemonik etki bağlamında yapay zekâ korku söylemi, medyadaki yapay zekâ haberlerinin
oluşturduğu korkunun, bilgi aktarımından sosyal algılamaya ve egemenlik ilişkilerine kadar
geniş bir perspektiften incelenmektedir. Bu inceleme, özellikle Gramsci’nin hegemonya
kavramı çerçevesinde yapılmakta ve yapay zekâ korkusunun nasıl ideolojik bir araç olarak
kullanılıp, hangi güç ilişkilerine dayandığı ele alınmaktadır.
Medyanın Rolü: Çalışma, medyada yer alan yapay zekâ haberlerinin içeriklerinde
yoğunlukla tehlike ve korku söylemlerinin yer alması neticesinde, toplumun yapay zekâ
teknolojilerine karşı olumsuz bir tutum geliştirebileceği ve yapay zekânın potansiyel
faydalarına karşı önyargı oluşabileceği ihtimalini değerlendirmektedir. Medyayı kontrol
edenlerin, hegemonyayı sürdürmek için egemen ideolojiye hizmet ettikleri ve kontrol
ettikleri kişilerin yaşam alanlarına girdikleri gibi görüş alanlarına da girerek onları neyin
gerçek olduğu konusunda manipüle ettikleri belirtilmektedir.
Gramsci’nin Hegemonya Kavramı: Yapay zekâ teknolojisine yönelik yaygınlaşan korku
söylemi, Gramsci’nin düşünsel yaklaşımı çerçevesinde hegemonya kavramı bağlamında
analiz edilmektedir. Gramsci’ye göre hegemonya, yönetici sınıfın astlarının rızasıyla iktidarı
ele geçirmesini bir mücadele olarak tanımlar. Egemen sınıfın düşüncelerinin, değerlerinin
ve inançlarının toplumda yaygınlaştırılması ve kabul edilmesiyle ideolojik hakimiyet
kurulur. Çalışmada, özellikle ChatGPT’nin teknoloji alanındaki büyük sıçramasıyla
medyada artan yapay zekâ haberlerindeki korku söyleminin hegemonik etkilerini ve olası
sonuçlarını Gramsci’nin düşünsel yaklaşımı bağlamında tartışmaya açmaktadır. Hegemonya,
bir sınıfın siyasi, ideolojik ve kültürel etki alanını diğer sınıflara yayması olarak
tanımlanmaktadır.
Korku Söyleminin Hegemonik Etkileri: Yapay zekâ haberlerinde yaratılan korku atmosferi,
toplumun düşünce yapısını şekillendirme, insanların konuşmalarının nereye gitmesi
gerektiğine karar verme ve yaşam tarzlarını etkileme potansiyeline sahip algoritmalar
aracılığıyla sadece teknik bir fenomen olmaktan öte, toplumsal, politik ve kültürel bir süreç
olarak ele alınmaktadır. Bu korku söylemi, yapay zekâ teknolojilerine karşı duyulan korku
ve güvensizlik hissini pekiştirmeye yönelik hegemonik bir etkiye yol açma ihtimali
taşımaktadır. Bilinçli bir toplumun medya içeriklerini eleştirel bir yaklaşımla
değerlendirebilmesi ve teknolojik gelişmelere daha objektif bakabilmesi gerektiği
vurgulanarak, medya okuryazarlığının önemi belirtilmektedir. iktidar odaklarınca medya
aracılığıyla oluşturulan korku söyleminin olası sonuçları, Foucault’un dispozitif teorisi ile
destekli söylem analizi yöntemi ile çözümlenerek Gramsci’nin hegemonya kavramı
kapsamında değerlendirilmektedir. Dispozitif kavramı, pratikler kadar söylemleri, harekete
geçirici taktikler kadar kurumları içeren heterojen öğelerden meydana gelen bir ilişkiler
ağına işaret etmektedir.
Bu bağlamda, yapay zekâ ile ilgili etik tartışmaların hegemonik korku söylemi ile inşası
kapsamında küresel bir gözetleme toplumu oluşturulması konusuna dikkat çekilmektedir.
Potansiyel Sonuçlar bağlamında: Çalışmada, yapay zekâ korkusunun topluma yansımalarını
ve bu korkunun hangi hegemonik güçlere yarar sağlıyor olabileceği konusunu
tartışmaktadır.
Teknoloji şirketlerinin ticari süreçlerinin arama motoru sonuçlarını şekillendirmesi, yapay
zekâ algoritmalarının ideolojik, siyasi ve kültürel tercihleri şekillendirmede etkili olabilmesi
ve yapay zekânın demokrasi için bir tehdit yaratabileceği gibi endişeler hegemonik etkilerin
olası sonuçları olarak değerlendirilmektedir.
Sonuç olarak, hegemonik etki bağlamında yapay zekâ korku söylemi, medyanın bu söylemi
nasıl inşa ettiği, Gramsci’nin hegemonya teorisi üzerinden bu söylemin ideolojik ve kültürel
etkileri, Foucault2nun dispozitif kavramı ile desteklenen gözetim toplumu endişesi ve bu
korkunun farklı güç odaklarının çıkarlarına hizmet etme potansiyeli çerçevesinde kapsamlı
bir şekilde incelenmektedir.
Amaç, bu söylemin etkilerini azaltmaya yönelik toplumun daha yüksek bir bilinç düzeyine
ve medya okuryazarlığına sahip olması gerektiği konusunda farkındalık yaratmaktır.