Algılama Sürecindeki Sosyal Etki
İnsan sosyal bir varlıktır. Toplumla iletişim kurmaya, onları anlamlandırmaya
ihtiyaç duymakla birlikte kendisini bir grubun içinde var olmaya itmektedir.
Temel ihtiyaç olan sosyalleşme, bireyleri anlamanın da ötesinde onları
algılamamızı ve yeni bakış açıları geliştirmemizi sağlar. Algılamayı daha da
genişletecek olursak, bireyin algılaması; içinde bulunduğu sosyal çevre, kendi
psikolojik durumu, yetiştirilme tarzı, dini düşüncesi, siyasal ideolojisi, yaşına,
cinsiyetine ve daha birçok şeye bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Böylelikle
de ‘’sosyal algı’’ yı bireyin başkalarını nasıl gördüğü ve olaylara nasıl baktığı
olarak nitelendirebiliriz. Her geçen gün değişen teknoloji ve yaşam koşullarıyla
birlikte veriler daha da karmaşıklaşarak algımızı farklı yöne çekmeye sebep
olmaktadır. Sosyal algıyı etkilemek ve değiştirebilmek birçok yöntem
kullanılmaktadır. Günümüzde bu yöntemlere genelde sosyal medya aracılığıyla
başvurulmaktadır. Kendini belli bir kalıba sığdırmak, bir imaj yaratmak isteyen
insanlar ‘’İzlenim yönetimi’’ adı altına bunu yapmaktadır. Kendini olumlu
tanımlamaya çalışmak, göze girmeye çalışıp gerçekten uzaklaşmak en büyük
örneklerdendir.
Bireyin sosyal çevresi ile davranışlarının ne derece değişebileceğine ilişkin bazı
çalışmalar ve deneyler yapılmıştır. Bunlar:
1. Milgram’ın itaat deneyi (otoriteye bireylerin itaat etmesi
2. Solomon Asch’in uyma deneyi (diğer bireylerin görüşlerinden etkilenme)
3. Halo etkisi (bir kişiyi tek bir karaktere göre sınıflandırma)
4. Şerif’in deneyi (grup kararının doğru olduğuna inanmam)
5. Öncelik sonralık etkisi (ilk ve son izlenimin bıraktığı kişisel salgı)
6. Adil Dünya hipotezi (adil bir düzenin olduğu algısı)
Bu bilgiler ışığında bir sonuca varacak olursak; deneylere baktığımız zaman
deneklerin kendi düşünceleri dışında etrafındaki insanlardan etkilendiğini ve
davranışlarının da düşüncelerine göre şekillendiğini gerçek hayatla
ilişkilendirdiğimizde de kanıtlanır nitelikle olduğunu görmekteyiz.