Özgür Basın Özgür Yazın

12.08.2023
Okuma Süresi: 23 dakika
A+
A-
Merhaba ben Ebrar Saygı, 20 yaşındayım. Yaşar Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık bölümü öğrencisiyim. Okumayı ve bir şeyler yazmayı oldum olası çok sevmişimdir o yüzden burada olmaktan mutluluk duyuyorum. Aynı zamanda kültürel aktivitelere elimden geldiğince zaman ayırmaya çalışıyor üniversitemizdeki topluluklarda aktif görev alıyorum. Reklamcılığın yanında ilerleyen yıllarda sinema alanında da kendimi geliştirip senaryo yazarlığı üzerine eğilmeyi hedefliyorum.

‘’Özgür basın iyi ya da kötü olabilir, ama özgürlük olmayınca basın ancak ve ancak kötü olacaktır!’’

Albert Camus

Gazete; haber, bulmaca, reklam ve bilgi içeren çoğunlukla yapımında düşük maliyetli kağıtlar kullanılan, basılan ve dağıtımı sağlanan, halka güncel olaylara ilişkin bilgi verme amacı taşıyan iletişim unsurudur. Gazete,  özel bir konu üzerinde de yayınlanabilir ancak çoğunlukla günlük veya haftalık olarak yayınlanır. İlk baskı makinesinin Gutenberg tarafından 1440 yılında çıkarıldığı bilinmektedir.

Tarihte bahsi geçen ilk haber toplama ve dağıtma gazetesi MÖ.59 yılında 2000 kopyadan oluşan Roma Senatosu tarafından çıkartılıp imparatorluğun dört bir yanına dağıtılan Acta Diurna’dır. Roma halkından okuma yazma bilenler, bilmeyenlere Acta Diurna’yı okuyup herkesin bilgi sahibi olmasını sağlamışlardır. 

15. Yüzyılda matbaanın bulunması ve 16. Yüzyılda yaşanan savaşlar sebebiyle 17. Yüzyılda ancak kurumsal bir hale gelmiştir. İlk gazeteler 17. yüzyılın başlarında Almanya’nın bazı kentlerinde ve Belçika’nın Anvers şehrinde basılmıştır. Johann Carolus’un 1605 yılında yayınladığı Aller Fürnemmen und gedenckwürdigen Historie adlı gazetesi kâğıt üzerine basılan ilk gazete olarak kabul edilmektedir. İlk İngilizce gazete, 1622 yılında İngiltere’de yayımlanan Nathaniel Butter’dır. Daha sonra Sanayi Devrimi’nin etkisiyle gelişmiş matbaa makinelerinin icadı sayesinde gazetelerin maliyetleri ve tirajları iyi yönde etkilenerek halk arasında gazete okuma alışkanlığının yaygınlaşmasına neden olmuştur.

Lakin zamanla çeşitli otoritereler gazetenin özgünlüğünü gölge altında bırakıp, haberi ve haberciliği sınırlayıp, özgür düşünceyi devre dışı bırakmışlardır. 

Basın Özgürlüğü, fikir haber ve düşünceleri çoğaltıcı araçlarla serbestçe açıklayabilme özgürlüğüdür. Devlet yaşamında, insanlar özgür bir şekilde düşüncelerini açıklayabilirlerse eğer örneğin yolsuzluk ve hukuksuzluk gibi durumlar ortaya dökülür bu sayede gerekli yargılanma süreci başlatılır. Ancak belirli nedenlerden dolayı basın baskıya maruz bırakılıp özgür bırakılmıyorsa, kamu avukatlığı görevini yerine getiremez ve toplumun iyiliğini savunamaz. Basının özgürlüğü, basına tanınmış bir ayrıcalık değil, kişilik hakları olarak korunan bir hak olarak göz önünde bulundurulmalıdır. 

Modern hukuk devletlerinde en kuvvetli ve etkili güç aynı zamanda özgür ve bağımsız basındır. 1982 Anayasasının 28.maddesinin 1.fıkrasının da dediği gibi: “Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz.”

Osmanlı ve Türkiye’de basınına aynı zamanda baskı, sansür ve yasaklarda eşlik etmiştir. Bu coğrafyada basının gelişmesi ne yazık ki batıdaki kadar sancısız olmamıştır. Sansür, çöküş halinde olan bir imparatorun neredeyse son dayanağı olmuştur. Ülkenin içine düştüğü zor durum basın aracılığıyla gizlenmiş, olumsuz koşullar halka tozpembe bir şekilde gösterip, yıkılışını geciktirmeye çalışmıştır. Sansür, özellikle Abdülhamid döneminde kurumsallaşmıştır. 

Yaşadığımız coğrafyanın şartlarında basın özgürlüğünü ele alırsak eğer, değişen yönetim şekline rağmen değişmeyen bir sansür mevcuttur. 19.yüzyıl ve sonralarında doğru çöküşe giden Osmanlı İmparatorluğu’nda basın yeni gelişmeye başlamıştır. 1831 yılında her ne kadar devlet tarafından gazeteler yayınlanmaya başlasa da 1857 yılında sansürün başlangıcı Matbuat Nizamnâmesi olmuştur. 

Bu kanun ‘’izinsiz matbaa açanlara, saray hakkında saray tarafından karşıt görüşlü haberler yaptıkları düşünülen yayınlar yapanlara hapis ve para cezası olarak yürürlüğe girmiş bir kanundur.’’ Ve basın özgürlüğüne ilk darbe bu kanunla beraber 1857 yılında vurulmuştur. 1861 yılında ise ilk özel gazete olan Tercüman-ı Ahval gazetesi saraya ve padişaha yönelik yaptığı eleştiri sebebiyle iki haftalığına yayını durdurularak sansüre maruz bırakılmıştır. 

Bu olaydan bir sene sonra yayınlanmaya başlayan Tasvir-i Efkâr parlamenter sistemi savunduğu ve padişahı övme hükmünü yerine getirmediği için baskıyla mücadele etmek zorunda kalmıştır. 1876 yılında her ne kadar Abdülaziz tahttan inse de 1877 yılında ilan edilen sıkıyönetim sebebiyle baskı ve zulüm daha çok artmış gazeteciler başkentten sürgün edilmiştir. Bu süreçte politika yasak olduğu için genelde içerik olarak bilim ve eğitim gibi konular ele alınmıştır. İkinci Meşrutiyet döneminde gazete üzerindeki baskı biraz rahatlasa da Bab-ı Ali Baskını sonrası gazetede politik yazı yazmak tamamen yasaklanmıştır. 

Basın üzerindeki baskı en yoğun şekilde 2.Abdülhamid döneminde gerçekleşmiştir. 2.Abdülhamid’in,  ayaklanma çıkması ve tahttan indirilmesi üzerine yaşadığı derin paranoya sebebiyle sansür çok vahim bir hale gelmiştir. Bu sebeple basın üzerindeki sansüre yeni ve daha derin sınırlar çekilmiştir. 

Elbette ki bu baskıdan nasibini o dönem eğitim-öğretim de almıştır.  Okullarda saltanat dönemindeki parlak günler ile Plevne Gazisi Osman Paşa’nın kahramanlıklarından başka bir konu işlenmemiştir. ‘’Vatan, millet ve hürriyet’’ kavramları gazetelerde yer almaz olmuş, dahası Osmanlı vatandaşları padişahın tek bir fotoğrafını bile görmeden hayatını sürdürmüştür. 

Basındaki baskının yanı sıra padişah halkın üzerinde de bol bağışlar yaparak oluşturduğu hafiye teşkilatıyla baskı kurmuştur. Sokaklarda adım başı hafiye bulunur, kardeşin kardeşi, komşunun komşuyu ‘’jurnal’’ etmesiyle payitahtta her gün bir ev basılmış ve basılan evlerdeki kitaplar, dergiler ve gazeteler toplanmıştır.

2 Ağustos 1914’te Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşında Almanya ile ittifak antlaşması imzalamış ve aynı gün seferberlik ilan edip sansür kararı çıkartmıştır. Sansür kararıyla birlikte Osmanlı, savaş hazırlıklarını halktan gizlemiş ve kamuoyunu farklı araçlarla savaşa hazırlamayı hedeflemiştir. Alınan sansür kararı Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar devam etmiş savaşın sonuna doğru siyasi alanda sansür biraz yumuşamış olsa da askeri alanda sansür devam etmiştir. 

Sadece Osmanlı döneminde değil Cumhuriyetin ilk yıllarında da sansür uygulanmıştır. 1925 Şeyh Said isyanından sonra Türkiye’de Takrir-i Sükûn Kanunu yürürlüğe girmiştir ve bakanlar kurulu karar alma yetkisine sahip olmuş, meclis aradan çekilmiştir. Bunun sonucunda ise gazeteciler İstiklal Mahkemelerinde yargılanmıştır.

Bunun dışında yine 1931 yılında  “memleketin genel siyasetine dokunacak yayın” yasağı ile gazeteler yine kısıtlanmış, 1938 yılında bu kanun geliştirilip, “kötü ünü olan kişilerin gazetecilik yapması” yasaklanmıştır. 

Hiç sansür uygulanmayan bir dönem devlet tarihi boyunca neredeyse yoktur. 1938 yılındaki yasayla birlikte her dönem sansür farklı şekillerde, adeta gözle göremediğimiz lakin sıcaklığını hissedeceğimiz bir battaniye gibi hayatlarımıza işlemeye devam etmiştir. 

Sadece Cumhuriyetin ilk yılları değil örneğin Demokrat Parti dönemini, ardından gelen darbe süreçleriyle hatta günümüz ile ilgili dönemin haberlerini taradığınızda sansürü çok net hissedebilirsiniz. 

27 Mayıs 1960 darbesi basın tarafından olumlu karşılanmış, Milli Birlik Komitesi tarafından basın kanunu kaldırılmış, Basın İlan Kurumu ile resmî ilan dağıtımını da düzen altına alan komite, beklenmedik şekilde neredeyse tüm gazetelerden tepki görmüştür. Bu dönemde elbette tutuklanan gazetecilerde olmuştur. Yazar Aziz Nesin ve yazı işleri müdürü İhsan Ada bu dönemde tutuklanan ilk gazetecilerdir. 

12 Mart 1971 Muhtırası ardından on yıllık göreceli basın özgürlüğü sona ermiş, gazeteler kapatılmış ve gazeteciler tutuklanmıştır. 

12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından seçimle gelen hükümet, basındaki baskıyı devam ettirmiştir.  O dönemde çıkartılan “Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu” ve artan kağıt fiyatları sebebiyle gazeteler yeniden baskı altına girmiştir. Ayrıca bu yıllarda Uğur Mumcu gibi birçok gazeteci ve araştırmacı faili meçhul cinayetlerle hayatını kaybetmiştir. 

Neredeyse dünyanın her yerinde gazeteciler yaşamlarıyla tehdit edilip haber yapma özgürlüğünden alıkoyuluyorlar. 

Birçok ülkenin anayasasında, uluslararası bildiri ve sözleşmelerde düşünce özgürlüğünü savunan açıklamalar ve maddeler vardır. 1776 yılında yayımlanan Virginia İnsan Hakları Yasası’nın 12. Maddesinde söz edildiği üzere, ‘’basın özgürlüğünün özgürlüğün en güçlü kalelerinden biri olduğunu ve sadece despot hükûmetler tarafından engellenebileceğini ilan edilmiştir.’’ 1789 tarihli Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi, düşünce özgürlüğüyle birlikte düşüncelerin yayımlanmasına dair ifadeler barındırarak basın özgürlüğünü işaret eden ilk belgelerden biri olmuştur. 11. Maddesine göre; ‘’Düşüncelerin, fikir ve kanaatlerin başkalarına serbeste söylenmesi, insanın en değerli haklarındandır. Her vatandaş serbestçe konuşabilir, yazabilir ya da yayın yapabilir.”  

Aslında bu maddede yer alan son iki cümle günümüze de ışık tutmaktadır. Günümüzde neredeyse herkesin dijital platformlarda bir sosyal medya hesabı mevcuttur. Aslında mesleki anlamda kimse gazeteci olmasa bile her birey, etik kurallarını çiğnemeden haber yapabilir, içerik üretebilir ve bunu kamuoyu ile paylaşabilir. 

Basın özgürlüğü konusunda ilk kalıcı ve güçlü düzenleme ise Amerikan anayasasına 1791 tarihinde bahsi geçen “Kongre, söz ve basın özgürlüğünü engelleyici yasa yapamaz.” ifadesini barındıran İlk Değişiklik Maddesi‘nin yürürlüğe girmesidir. 

Basın Özgürlüğü, toplumun demokratikleşmesi ve çağdaşlaşması anlamına gelir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin onuncu maddesiyle güvence altına alınmış olan bu hak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde de birçok karara konu olmuştur. 

“Düşünceyi açıklama özgürlüğü, sadece devletin ve/veya toplumun benimsediği görüşleri değil, toplumun yadırgadığı, hatta kaygı verici bulduğu düşünceleri de kapsar. Çağdaş dünya, bugün ulaştığı çizgiyi, zaman içinde ortaya çıkan farklı görüşlerin tartışılmasına, toplumları etkilemesine ve sonunda varılan uzlaşmaya borçludur” (REİSOĞLU, Safa: Uluslararası Boyutlarıyla İnsan Hakları, İstanbul 2001,sh.66 vd.)

Günümüzde dünyanın her yerinde –ki özellikle az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde- basın üzerinde yasak ve sansür devem etmekte, birçok gazeteci görevinden uzaklaştırılmaktadır. Hatta bu durum daha da ağırlaşmış yazarlar otoriteler tarafından kötü hayat şartlarına tabii tutulup birçok özgürlüklerinden men edilmektedir. Bunlar düşünceyi yansıtma yollarına örülen en yüksek duvarlardır. Kitaplar, gazeteler, dergiler ve günümüz dünyasında sosyal platformlar düşünce özgürlüğünün en çok yansıdığı yerlerdir. Yazarlar, bu iletişim kanalları sayesinde fikirlerini topluma yansıtıp toplumu eğitip, geliştirip aynı zamanda da adaletin tecelli etmesini sağlamaktadır. 

Basının temelde iki adet görevi vardır; ‘’haber verme hakkı ve görevi”, diğeri ise “denetim ve eleştirme hakkı ve görevidir’’

Daha önce de bahsettiğim gibi basın, bireyleri objektif ve tarafsız bir bakış açısıyla bilgilendirmekle yükümlüdür. Eleştiri görevinden söz etmek gerekirse eğer, otoriter rejimlerde siyasi iktidarların en ufak eleştiriye bile tahammülü yoktur ve basına yasaklar getirirler. Lakin demokratik rejimlerde basın aynı zamanda demokrasi için bir güvencedir.  Bunu da objektif haber, kamu adına eleştiri yoluyla yerine getirir. Başka bir deyişle halkın sesi olur. Basın ne kadar özgürse, insanlar da o kadar özgür ve huzurlu bir yaşam sürer. Basın Özgürlüğü, kesin bir dille söylersek kolektif bir özgürlük ve sosyal bir haktır.  

Ayrıca günümüzde çoğu medya kuruluşu tekelleşmiştir. Açıkçası bu da çoğu zaman basın özgürlüğünü tehdit etmektedir. Gücü elinde bulunduran holding sahipleri çeşitli sektörlerin yanında medya platformlarında da yer almaktadırlar. Türkiye’de buna örnek olarak Demirören ve İhlas Haber Ajanslarından bahsedebiliriz. Birçok sektörde yer alan bu şirketler aynı zamanda medya alanında da yer alıp güçlü bağlantıları sebebiyle çeşitli çalışmalar yürütmektedirler. 

Medya tam anlamıyla özgür olmalı, patronu sadece medya alanının patronu olmalıdır. Diğer sektörlerden arınıp tarafsızlaştırılmalıdır. Bu gerçekleşmezse eğer, diğer sektörlerdeki gücü ve bağlantıları sayesinde medyayı kendi istedikleri gibi yönlendirebilirler. Bu durum sebebiyle; halkın doğru, yerinde ve zamanında haber alma hakkı engellenmiş olur. 

Bunun yanı sıra otoriter iktidarlar medyayı yönetmekte ve ana akım medyada sadece taraflı haberlerin öne çıkmasını sağlamaktadır. Otoriter iktidarların karşıt görüşlere açık olmamalarından dolayı taraflı haberler sayesinde propagandalarına devam etmeleri kolaylaşır. Örneğin, Kuzey Kore’deki tüm medya iktidardaki Kore İşçi Partisi tarafından yönetilmektedir ve her medya kuruluşu Kore Merkezi Haber Ajansı’na bağlıdır. 

Aynı zamanda medyanın tarafsızlığı ve özgürlüğü de birbirinden ayrılması gereken iki önemli kavramdır. Bir medya kuruluşu tarafsız haber yapıp özgür olabileceği gibi taraflı haber yapıp –ya da gündem hakkında herhangi bir yorumda bulunmayıp- özgür de olabilir. Burada esas olan haberin objektif ve tüm unsurlarıyla birlikte olmasıdır. 

Yazımın son kısmında da sizlere Sınır Tanımayan Gazetecilerden bahsetmek istiyorum. Sınır Tanımayan Gazeteciler, Robert Ménard, Rony Brauman ve gazeteci Jean-Claude Guillebaud tarafından 1985 yılında kurulmuştur. Paris kökenli ve basın özgürlüğünü savunan bir sivil toplum kuruluşudur. 

Medya da –Özellikle İngiliz medyasında- genellikle Fransızca ismi (Reporters sans frontières) veya baş harfleri kullanılır (RSF). 130 farklı ülkede iletişim ağları bulunan bu sivil toplum örgütünün aynı zamanda da 10 farklı ülkede büroları bulunmaktadır. 

RSF aynı zamanda Birleşmiş Milletler, UNESCO, Avrupa Konseyi ve Uluslararası Frankofoni Örgütü‘nde danışman rolündedir. Örgütün en önemli dayanağı İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi‘nin 19. maddesi olan “Her ferdin fikir ve fikirlerini açıklamak özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak fikirlerinden ötürü rahatsız edilmemek, memleket sınırları söz konusu olmaksızın bilgi ve fikirleri her araç ile aramak, elde etmek veya yaymak hakkını içerir.” cümlesidir.

Sınır Tanımayan Gazeteciler, her yıl 180 ülkede basın özgürlüğünü değerlendirmek için yıllık olarak Basın Özgürlüğü Endeksini hazırlayıp yayınlıyor. İlk rapor 2002 yılında yayınlanmıştır. Bu raporlar sayesinde Dünya Bankası ülkelerin hukukun üstünlüğüne olan saygılarını değerlendirmektedir. Bu rapor medya mensupları, hukukçular ve sosyologlara gönderilen anketlerden alınan geri dönüşlerle 20 farklı dilde hazırlanır. Ankette sorulan sorularda hapisteki gazetecilerin veya medya mensuplarının sayısı; kaçırılmış, sürgüne gönderilmiş, fiziksel olarak saldırıya maruz kalmış ve sansüre uğramış gazetecilere ilişkin sorular ile gazetecilerin otosansür uygulamaları ve hükûmetin editöryal politikaya müdahalesi ile ilgilidir. 

Aynı zamanda yasama organlarının basın üzerindeki etkileri de derin bir şekilde anketteki sorularla araştırılmakta; tüm bu sorulara verilen yanıtlardan alınan cevaplarla rakamsal veri analizi elde ederek ülkelerin basın özgürlüğü endeksini belirlemektedirler. 2013 endeksinden beri ülkeler – 0 en iyi puan, 100 en düşük puan olmak üzere- 0 ile 100 arasında puanlanmaktadır. 

Sınır Tanımayan Gazetecilerin, 3 Mayıs -Dünya Basın Özgürlüğü Gününde- 2022 yılında yayınladığı raporu ele alırsak eğer, basın özgürlüğünde ilk sırada Norveç yer alırken Kuzey Kore sonuncu olmuştur. Aynı zamanda Estonya(4) ve Litvanya(9) sıralamada yükselirken Hollanda(28) ilkler arasında sıralamada gerilemiştir. Avrupa sonuncusu olan Bulgaristan’ın (91) yerini Yunanistan (108) almıştır. 

Ayrıca Avrupa’nın doğusunda Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaş başlatması ile yürüttüğü propaganda bölgede basın üzerinde baskı ve sansürü ağırlaştırmıştır. 24 Şubat 2022 tarihinde başlayan saldırının ilk ayında, 5 gazeteci ve medya çalışanı hayatını kaybetmiştir. Rusya işgal ettiği bölgelerde öncelikle yerel medyaya saldırıp ‘’laftan anlamayan’’ gazetecilerin peşine düşüp çoğunu da sürgüne maruz bırakmaktadır. 

Sınır Tanımayan Gazetecilerin 2022 yılındaki yayınladığı verilere göre dünya genelinde tutuklu olan gazeteci ve basın mensubu sayısı 533’e ulaşmıştır. Bahsi geçen gazetecilerden, 134 kişi hüküm giymişken, 339 kişi tutuklu yargılanmaya devam etmektedir. Rapordan elde edilen verilere göre 2022 yılındaki tutuklu sayısı geçen yıla göre yüzde13,4 artış göstermiştir. 

 2023 raporuna göre Norveç, İrlanda ve Danimarka ilk sırada yer alırken Kuzey Kore, Çin ve Vietnam son sıralarda yer almıştır. Türkiye ise 2023 yılındaki raporda 16 sıra gerileyerek 165’inci sırada yer almıştır.

Sınır Tanımayan Gazeteciler, dünyanın farklı ülkelerinde iktidarların baskı ve şiddet politikalarına rağmen gerçekten de sınır tanımadan mücadelelerine devam ediyorlar. 

Belki de burada 1906 yılında Fransız yazar Voltaire’in biyografisini yazan Evelyn Beatrice Hall’in dediği şu sözleri bir kez daha hatırlatmak lazım: ‘’Fikirlerinize katılmıyorum ama fikirlerinizi ifade edebilmeniz için canımı bile veririm.” 

Yaşadığımız bu dünya umarım bir gün özgür basının, hür zihinlerimizin ve akıllarımızın var olduğu, mesleğini layığıyla yapma hakkına sahip parlak gazetecilerimizin bulunduğu bir dünya haline gelir. Medya’nın ve tabii ki ardından da insanların özgürleştiği bir dünya dileğiyle. 

Referanslar: https://dergipark.org.tr/tr/pub/ataunitaed/issue/52453/666868#:~:text=Haberle%C5%9Fmenin%2C%20her%20t%C3%BCrl%C3%BC%20yay%C4%B1n%C4%B1n%2C%20sinema,y%C3%BCr%C3%BCrl%C3%BC%C4%9Fe%20konulan%20bir%20uygulama%20oldu 

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2967 

https://www.soylentidergi.com/osmanli-ve-turkiyede-sansurun-tarihi/ 

Yazarın Son Yazıları
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.