Finlandiya’nın Halk Öğretmeni Snellman’ın İletişimi

06.04.2023
Okuma Süresi: 7 dakika
A+
A-
Ben Berre. İstanbul Medipol Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık öğrencisiyim. Bugüne kadar birçok içeriğe hayat verdim ve insanların faydalanabileceği yazılar oluşturmayı bir işten çok hobi olarak görüyorum. Doğru iletişimin her şey olduğuna inanıyorum.

Öncelikle Snellman kimdir, bundan başlayalım. Kendisi Fin flozof, yazar ve aydın olarak bilinir. Fakat Fin halklı için önemi bu üç sıfattan daha fazlasıdır. Finlandiya’nın egemenlik ve yeniden doğuş sürecinde öylesine büyük rolü vardır ki Fin halkı onu ‘Halk Öğretmeni’ olarak benimser. Şu an dünyanın en mutlu ülkesi olarak bilinse de bunu kazanabilmek için büyük fedakarlıklar ve uzun çalışmalar gerçekleştirmiştir Fin halkı. Grigori Petrov ‘Beyaz Zambaklar Ülkesinde’ adlı eserinde bu çalışmalara değinmiştir. Bu kitabı okuduğumda benim ilgimi çeken en önemli şey ise halkı uyandırmaya yemin etmiş Snellman’ın iletişim becerisi ve tercih ettiği iletişim tekniğiydi. Halkı öncesinde Sovyet Rusya egemenliğindeydi ve birçok yönden Sovyet alışkanlıklarını benimsemişlerdi. Ve bu benimsedikleri alışkanlıklar ne yazık ki hep en kötü alışkanlıklardı. Bu alışkanlıklar onları köreltmiş ve iyi huylardan uzaklaşmışlardı. Ta ki Snellman ortaya çıkıp halkı uyandırmaya çalışana kadar.

Genelim asıl konumuza. Snellman ve iletişim becerisi. Snellman öncelikle bencilleşmiş aydınları uyandırmakla başladı işe. “Zeki olmak, sivil kıyafetler giymek, boynunuzda devasa bir yaka ya da kafanızda modern bir şapka takmak değildir. Aydınlar halkın beynidir. Halkınız sizi iyi bir eğitimden sonra iyi bir maaş alın, akşamları kafelerde iskambil kağıtları ve domino taşlarının maşına oturun diye yetiştirmedi. Bu durumda aydın değil, aydın çamurusunuz. İnsanların zihninin, iradesinin enerjisinin, insanların vicdanının alarmı olmalısınız. Halkı uyandırın. Köylülere, işçilere, şehirli alt tabakalara nasıl daha iyi yaşayacaklarını, nasıl daha iyi bir yaşamın kurucuları olabileceklerini öğretin. İnsanlara yaşama değer vermeyi, onu korumayı öğretin. Onlara sert Suomi’mizde bile her köylü ve işçinin iyi, sağlıklı, makul bir hayat yaratabileceğini söyleyin… İnsanlara doğruluk, düzen ve disiplini öğretin. Hem kendisinin hem de diğer insanların haklarına saygı duymayı da. İnsanlara kendiniz örnek olun… Unutmayın ki insanların cehaleti, edepsizliği, sarhoşluğu, hastalığı, yoksulluğu sizin de utanç verici suçunuzdur.”

Kitaptan aldığım kesiti incelediğimizde Snellman aydınlara karşı iletişiminde daha sert bir tutum sergilemiş. Gerçekleri ve aydınların halka karşı sorumluluklarını net bir şekilde belirterek yapmaları gerekenleri tercih sunarak değil ‘bu sizin yapmanız gereken şey’ diyerek anlatmış. Burada aslında benim gördüğüm bir şey daha var o da şu, Snellman aydınları artık harekete geçirmeye zorlamış. Tabi bu davasında kazanan taraf da o olmuş. Aydınlar onun bu sözlerinden etkilenerek halkla dönmeleri gerektiğini anlamışlar.

ŞimdiysecSnellman’nın halkla iletişimine bakalım. Yine örnek bir kesit ile incelemek istiyorum.“Gençleri suçlamayın, kendinizi suçlayın. Siz onları nasıl yetiştirir, nasıl terbiye ederseniz öyle büyürler. Peki sizin verdiğiniz terbiye nedir? Hiç. Anneler mutfak, alışveriş, temizlik gibi ev işleriyle meşgul. Babalar ise görevleriyle, ticaretle, kendi işleriyle. Çocuklarıyla hiç ilgilenmiyorlar. Hem zamanları yok, hem yoruluyorlar, hem de bıkıyorlar. Çocuklarıyla konuşmuyorlar. Hayatlarıyla ilgilenmiyorlar. Boş zamanlarında biraz sarılıyor, onlara şekerler, oyuncaklar veriyor, sonra da ‘Haydi gidip kendi kendinize oynayın.’ Diyerek başlarından savıyorlar…  Çocuğun zihni, ruhu çocukluk çağını geçirdiğinde ekilmemiş tarlalar gibi çoraklaşır. İyi bir şey ekilmez hale gelir… Çocukların on beş yirmi yıl boyunca içinde debelendikleri yoğun bataklık bu işte. Sonra yaşlılar gençlerin gökyüzünde kartal gibi uçmamasına, çocuklarının kanatsız olmasına şaşırıyor.

Şunu sormama izin verin sevgili ebeveynler: Verdiğiniz terbiyeyle çocuklarınıza kartal kanatları mı kazandırdınız? Yoksa o kanatları kökünden kopardınız mı?”

Bu kesitten çıkardığım şey aslında Snellman’nın halka doğruları söyleyerek içsel çatışmaya girmesini sağlamaya çalışmasıydı. Snellman bunları söyleyene kadar insanlar tüm bu gerçekliği göz ardı ederek yaşıyor ve vicdan azabı çekmiyorlardı. Fakat Snellman’ın sözleri onları ilk başta öfkelendirse de bu öfkenin sebebini de iyi biliyorlardı: Gerçekler.

İşte Snellman yıkıntı bir halkı nasıl şimdiki konumuna getirdi görüyoruz. Halkını uyandırdı ve bunu samimi bir iletişim kurarak yaptı. Bu dertle dertlendiğini onlara tüm sözlerinde belirtti. Halkını önemsediğini tüm kelimelerinde hissettirdi. Ve artık halkın gerçekleri göz ardı edip kaçabilecek yeri kalmadı. Her bir birey kendi içine döndü ve ‘Nasıl?’ sorusunu sordu. “Nasıl değişebilirim?, Nasıl ülkeme faydalı olabilirim?” ve dahası…

Bazen yıkıntılar yaşamış halk bir kurtarıcı bekler. Bu kurtarıcının her zaman gelemeyeceğini biliyoruz. Bazen tüm herkes kendini ülkesinin kurtarıcısı olarak görmeli ve “Nasıl?” sorusunu kendisine sorabilmelidir. Yıkıntıları temizleyip çok daha güçlüsünü ve yenisini inşa edebilmek insanın kendi isteğine bağlıdır.

Yazarın Son Yazıları
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.