Savaş Döneminde Medya ve İliştirilmiş Gazetecilik

10.09.2024
Okuma Süresi: 7 dakika
A+
A-
Savaş Döneminde Medya ve İliştirilmiş Gazetecilik

Medya, günümüzde siyasetin, ekonominin, sosyal hayatın, uluslararası ilişkilerin vazgeçilemez ve en etkili unsurlarından biridir. Özellikle artan teknoloji kullanımının beraberinde sosyal medya organlarının birer basın ve yayın unsuru olması gazeteciliğin TV ekranlarından mobile taşınmasına önayak olmuştur. Fakat medyanın kullanımı ve halkın rahatlıkla kullanabilmesi her zaman günümüzdeki kadar kolay olmamıştır. Tarihte geçmişe gittiğimizde, özellikle savaş dönemlerinde cephede bulunan askerin ve siyasinin bile bir noktada birbirleriyle iletişime geçemediği ve diplomasinin kendi ülkesi uğruna gönderdiği askerlerinin durumundan bihaber olduğu görülmektedir. Bu noktada modern dönemin savaş muhabirliğinin ortaya çıkışı da 19. yüzyılda görülmüştür. I. Dünya Savaşı’nın topyekünleşmesi ile savaş kamuoyunun dikkatini normalde olduğundan daha fazla çekmiş ve artan talep sonucunda modern anlamdaki ilk savaş muhabirliği ortaya çıkmıştır. Savaş gazeteciliğinin ilk ortaya çıkışı ise Kırım Savaşı dolayısıyla gerçekleşmiştir, The Times muhabiri olan Howard Russell 22 ay boyunca savaş alanından Kırım Savaşı’nı okuyuculara aktarmıştır. Russell’ın attığı bu önemli adım cepheye savaşmaya giden askerlerin ailelerine evlatlarının nasıl bir ortamda savaştığını ve neler ile mücadele etmek zorunda kaldıklarını göstermiş, savaş alanında hemşire bulundurma zorunluluğu da yine medya sayesinde Florence Nightingale ile başlamıştır. Medyanın kontrol edilemez gücünü ve kamuoyu üzerindeki etkisini siyasilere gösteren ilk gelişme Kırım Savaşı ile başlamıştır. Halkın sesinin etkili olması sonucu günümüz modern hemşireliğin kurulmasına bile öncülük etmiştir. Pek tabii ki, savaşa karar veren güçler herhangi bir problem ve ayaklanma ile karşı karşıya kalmamak adına I. Dünya Savaşı ile sansürü getirmiş ve kitleler doğru bilgiye ulaşabilecekleri en önemli adımın dürüstlüğünden böylece mahrum kalmışlardır. Bu günümüzde de hala ve hatta daha yoğun şekilde devam eden bir uygulama olmakla birlikte halk artık bizzat kendisi olaya müdahil olup gerçeği görme şansına da erişebiliyor. Ne yazık ki yine de medyanın belirli süzgeçlerden geçmek zorunda olması ve en doğal haliyle halka ulaşamaması yine doğru bilgiye ve belki de kişinin demokrasi ile eline geçen en büyük hak olan seçmenliğinde yanlış karar almasına sebebiyet verebiliyor. Medya hala daha siyasi süreçte rol oynayan 4. Kuvvet olarak kayıtlara geçmektedir. Siyasi süreç içerisinde yer alması sebebiyle de haber ajanslarının rolü kritikleşmiş ve belki de yine siyasetin bir aracı olarak sistemde yer almıştır. Globalleşen ve gitgide küçülen dünyada medyanın herhangi bir kısıtlama ve bilgi kirliliği yaratması ve bunun kitleler tarafından fark edilmesi ajansların güvenilirliğini zedelemekle kalmayıp alternatiflerinin çoğalmasına da yol açmaktadır. Yine bu noktada bir diğer çıkmaz Amerika Birleşik Devletleri tarafından ortaya konan ve sisteme dahil edilen ‘iliştirilmiş gazetecilik’ ile göz önüne serilmektedir. İliştirilmiş gazetecilik sahada yer almak ve askerin karşı tarafla savaşını ortaya koymak, haberi bizzat alandan yayınlamak isteyen gazetecilere karşı getirilmiş bir anlaşma olarak da düşünülebilir. Bu gazetecilik türünde askeri birliklerle yiyen, içen, onlar gibi giyinen hatta askerin yanına gitmeden belirli süre eğitim almak zorunda olan medya çalışanlarının yaptığı habercilik türüdür. İlk kez Irak Savaşı’nda karşımıza çıkmıştır (2003). CNN etkisi denilen ve haberin yayılmasıyla yükselen seslere karşı hükümetleri belirli kararlar ve kısıtlamalar almaya zorlayan etki üzerine ABD böyle bir girişimde bulunmuştur. Avantajları olduğu kadar dezavantajları da olan bu habercilik türünde en tehlikeli olan nokta gazetecilerin hayatlarının ortaya konması ve sorumluluğun tamamen kendilerine ait olmasıdır. Medya için en tehlikeli olan kısım ise askerle birlikte bu kadar vakit geçiren gazetecilerin zamanla asker gibi düşünmesi onların yaptıklarının haklılıklarını savunur olması medyaya yansıyan haberlerin de taraflı olmaya başlamasına yol açmıştır.  Aynı zamanda iktidarın da askeri yönlendirmesi üzerine haberin en doğal halinin siyasiler tarafından denetlenmesi ve kendi çıkarları ile yayınlanması kitlelerin yanlış yönlendirilmesi ve desteğin kendi taraflarında olmasını sağlamıştır. Bu halk-ordu-hükümet üçlemesinde gerçekleştirilen ve tamamen insanoğlunun kendi çıkarlarını öncelemesinin sonucu olan düzenlemeler günümüz siyasi sürecinin temelini oluşturmuş durumda. Halkların bizzat sahada olup olayları birinci gözden görmeleri ve hatta kendileri yayınlamaları bile ya çıkarlarını pekiştirmeyi ya da hedef kitleleri taraflarına çekmeyi ve belki de nefreti çoğaltıp ayaklanmalar oluşturmayı önceleyebilir. Kişinin bireysel olarak yapacağı en doğru şey farklı görüşlere sahip haber kanallarının hepsinden bilgileri toplayıp araştırma yaparak bir sonuca ulaşması olacaktır. Toplulukların sahip oldukları değerleri kullanarak zaten ateş hattı olan ortamı daha da kürklemek isteyen çok fazla kişi veya kurum olacağının bilincinde olmak kişiyi öz bilgiye daha hızlı ulaştıracaktır. Sistemin daha da karmaşıklaştığı ve siyasetin hız kesmeden çıkarlarını birinci sıraya getirmesi sonucu yaşana bu kafa karışıklığının sonucu olarak halkların güvensizliklerinin oluşması da kaçınılmaz bir sonuçtur pek tabii ki. Medyaya düşen görev ise amaçlarının doğru bilgiyi belirli hassasiyetler çerçevesinde ortaya koyması ve herhangi bir alana veya kişiye maşa olmamasıdır.

Halkla İlişkiler ve Tanıtım, İletişim, Reklamcılık vb. Alanlarda Eğitim Gören veya Mezun olan Öğrenciler için Kurulmuş, Bu Meslek Hayatında Kendisini Geliştirmek İsteyenler için Hizmet eden Bir Vizyondur. Halkla İlişkiler Dergimizde Yazı Yayınlamak İsteyen veya Reklam İş Birliği Yapmak İsteyen Kişiler hitdergisi@gmail.com mail atarak irtibata geçebilirler.
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.