Eleştirel Teori ile Ana Akım İletişim Çalışmaları Arasındaki Temel Farklar Nelerdir? Bu Bağlamda ‘Seçmen Eğilimi Anketi’ Nasıl Değerlendirilir?
Eleştirel teorinin ne olduğuna bakmadan önce eleştiri kavramının ne olduğuna bakalım. Bir işin, konunun, eserin ya da kişinin doğru veya yanlış yönlerini tespit etmek amacıyla yapılan araştırmaya, incelemeye ‘eleştiri’ denir. Bilginin doğruluğunu yargılamak da denilebilir. Bu tanımdan yola çıkacak olursak eleştiri hep olumsuz yanları görmek gibi gelebilir. Ama eleştirel teorisyenlerin asıl yapmak istedikleri toplumsal pratiklerin çıkış noktalarını anlatmaktır. Eleştirel teorisyenler; toplumsal çıkarların, çatışmaların, iktidarlar tarafından oluşturulan ideolojilerin insanlara nasıl ifade edildiği ve yeniden üretiminin nasıl olduğu üzerinde çalışmalar yapmaktadırlar. Eleştirel teorinin iki temel amacı vardır. Birincisi, bireylerin zorlanmalar karşısındaki sıkışmışlıklarını özgürlükle ve aydınlanmayla farkına varmalarını sağlamaktır. İkincisi ise, bireyleri kendi kendilerine dayatmış oldukları zorlamadan kurtarmaktır. Aslında eleştirel teori adaletsizlikleri ortadan kaldırarak insanın özgürleşmesini ister. Eleştirel teori kavramı Max Horkheimer tarafından ‘Geleneksel ve Eleştirel Teori’ adlı makalede bahsedilmiştir. Horkheimer, toplumun değişimiyle ilgilenmiş ve bilgi-iktidar arasında bir ilişki olduğunu düşünmüştür. Bu nedenle de geleneksel ve eleştirel teoriyi birbirinden ayırmıştır. Eleştirel yaklaşımdan bahsederken Frankfurt Okulu’ndan da bahsetmek gerekir. Frankfurt Okulu, Avrupa’da iletişim çalışmalarına yön veren önemli bir okuldur. Marksist düşüncenin etkisi altında eleştirel bir toplum kuramı geliştirmek istemiştir. Max Horkheimer ve Theodor Adorno okuldaki çalışmalara öncülük etmişlerdir. Bu iki isim çalışmalarını kültür, kitle kültürü gibi kavramlar üzerinde sürdürmüşlerdir. Özellikle Adorno ‘Kültür Endüstrisi’ adlı kitabı yazarak kültürün tektipleştirici etkisinden de bahsetmiştir. Kültür üreticileri boş zaman endüstrisini oluşturarak burada da üretim yapan sektör haline gelmişlerdir. Ve üretilen her şey birbiriyle benzerlik taşımaktadır. İnsanları manipüle edici yanı da vardır. Adorno Amerika’daki eğlence kültürü ile beraber bunlara uyanmıştır. Chicago Okulu da, Frankfurt Okulu gibi eleştirel bir okuldur. Bu okulda kentleşmenin toplum üzerindeki etkisi araştırılmıştır.
Ana akım teorilerine gelelim. Ana akım araştırmalar, toplum araştırmalarını ticari amaçlı ele alır. Toplumsal süreçleri göz önünde bulundurmazlar. Kitle iletişim araçlarının kitleler üzerindeki etkilerini araştırırlar. Bu yaklaşımın temeline Lazarsfeld, Lewin, Lasswell ve Hovland gibi teorisyenler öncülük etmiştir. Özellikle Lasswell’in ‘kim, ne, hangi kanaldan, kime ve hangi etkiyle’ genel iletişim modeli güçlü etkiler dönemini ifade etmektedir. Lazarsfeld ise satın alma ve oy kullanma eylemlerini insanların nasıl gerçekleştirdiğini araştırmıştır. Şimdi, ana akım ve eleştirel yaklaşımlar hakkında daha fazla bilgi edinirken farklarını da belirtmiş olalım. Ana akım, mevcut düzeninin değişmesini istemez, statükocudur. Eleştirel ise, değişimcidir. Mevcut düzeni eleştirir. Ana akım, egemen ideolojinin kendini yeniden üretmesine hizmet ederken eleştirel yaklaşım egemen ideolojiye karşıdır. Ana akım davranışçı yaklaşım kullanır. Yani gözlem ve deney yaparak çalışmalarını destekler. Eleştirel yaklaşım ise, toplum odaklıdır. Çalışmalarını toplumsal hareketleri göz önünde bulundurarak ilerletirler. Ana akım, tarihsel süreçlere ve toplumsal bağlamlara dikkat etmezken eleştirel yaklaşım bunların takipçisidir. Ana akım ifade özgürlüğü, medyada şiddet ve etik gibi kavramlar üzerinde durur. Eleştirel teori ise, toplumsal çatışma, meşruluk ve eşitsizlik gibi konular üzerinde durur. Ana akımın araştırma tipi niceldir, eleştirel teori ise nitel araştırma yapar. Ana akım yaklaşımda ampirik araştırma metodu akıl artı deneyken eleştirel yaklaşımda ampirik olgunun ötesidir. Ana akım, pozitivisttir. Yani doğru bilginin yalnızca bilimsel bilgi olduğunu savunur. Eleştirel ise, subjektiftir. Objektif olamaz. Ana akım, pragmatistken(uygulamacılık) eleştirel, marksisttir.(toplumsal eşitliği ve özgürlüğü sağlamak) Ana akım yaklaşımda ekonomik ve siyasal kurumlar ile sınıf çıkarları analiz dışında tutulur. Eleştirel yaklaşımda ise sınıfsal eşitsizlikler, ekonomik ve siyasal ideolojiler araştırmaya dahil edilir. Ana akım yaklaşım, araştırma sorunu olarak bir örgütün eylemlerinin nasıl daha etkin hale getirilebileceğini araştırır. Eleştirel yaklaşım ise, araştırma sorunu olarak toplumsal ihtiyaçların karşılanmasında toplumsal kurumların nasıl yeniden biçimlendirileceği tartışılır. İki yaklaşımın da tek ortak noktası ideolojik olmalarıdır. (Ana Akım Yaklaşım-Statükocu/Eleştirel Yaklaşım-Değişimci)
Anketler kamuoyu araştırmalarında da kullanılan sistematik bir veri yöntemidir. Anketler bilimsel ve nicel dayanakları olan yöntemlerdir. Kontrollü şekilde yapıldığı takdirde doğru sonuçlar verebilirler. Halkın tercihini yanılabilir bir payla da olsa anket sonuçlarında görebiliriz. Kamu ve kamuoyu araştırmaları 1950’lilerin sonlarına doğru başlamıştır. Kapitalizmin bunalımlara yol açtığı dönemde reklam ve tanıtım çalışmaları hız kazanmıştır. Bunlarla beraber siyasal reklam ve siyasal iletişim çalışmaları oluşturulmaya başlanmıştır. Seçim kampanyaları, canlı kampanyalar buna dahildir. Siyasal reklam kampanyalarının önemli bir kesiti ise kamuoyu yoklamalarıdır. Tabi kamuoyu yoklamaları sadece siyasal alanlar için değil, diğer alanlar için de yapılabilir. Siyasi partiler seçim süreçlerindeyken oy oranlarına dair tahminleri önceden öğrenmek için kamuoyu araştırmaları yaparlar. Seçmen eğilimi anketi de bir kamuoyu yoklamasıdır. Halkın hangi siyasi görüşe daha yatkın olduğu öğrenilmek istenir. Anket sonuçları her zaman olumlu ya da doğru sonuç vermeyebilir. Siyasi partiler bunun farkındadırlar. Ve çıkan sonuçları olduğundan yüksek göstererek toplumda güçlü görünmeye çalışabilirler. Yani kamuoyu araştırmaları propaganda aracı olarak kullanılabilir. Bu bir kötü kullanım örneğidir. İyi kullanım örneğine bakacak olursak siyasi parti, anketlerde kamunun desteğini ne kadar alabildiğini ve kamudaki durumunu öğrenebilir. Tüm bu bilgiler ışığında düzenlenen bir seçmen eğilimi anketi ana akım iletişim çalışmaları arasına girer. Bunun nedeni ana akım iletişim çalışmalarının nicel ve bilimsel çalışmalarla ilgilenmesidir. Kamuoyu araştırmaları bir nevi kitle iletişim araçlarının kitleler üzerindeki etkisini araştırdığından ana akım kapsamında incelenir. Lasswell’in genel iletişim modeli bu yöndedir. Zaten propaganda vari bir modeldir. Kamuoyu araştırmalarından elde edilen sonuçlar stratejilere dönüştürülebilir. Sonuçlar örgütün eylemlerinin nasıl daha etkin hale getirileceği yönünde olabilir.