Yapılan İşlerde Neden Tekrara Gidiliyor? Neden Yeni Şeyler Üretmek İstemiyoruz?
Çoğumuz yaşamımız boyunca bir şeyler üretmek, faydalı olabilmek isteriz. Bunu bazen düşüncelerimizle bazen de topluma yarar sağlayacak icatlar üreterek sağlamak isteriz. Belki de bu istekleri hiç gerçekleştiremeden göçer gideriz dünyadan. İsteklerimizin gerçekleşmeme sebebi nedir? Ya da yaratıcılığımızı kullanmamıza engel olan etkenler nelerdir? Neden bir şeyler üretemiyoruz? Neden bir şeyler üretmek istemiyoruz mesela? Gelin beraber düşünelim.
Hem yaşadığımız toplum hem de çevresel etkenler motivasyonumuz ve düşüncelerimiz üzerinde büyük bir hakimiyet kurar. Nasıl bir ortamda büyüdüğünüz, neler okuduğunuz, neler dinlediğiniz, hangi işleri yaptığınız, hangi tecrübeleri edindiğiniz tüm bunlar düşünce yapınızı oluşturur. Gördükleriniz ve görmedikleriniz de bunlara dahildir. Yaşamımız boyunca yaptığımız her şey bizi olumlu ya da olumsuz etkiler. Az önce örnek verdiğim durumlar hayatınızın büyük bir çoğunluğunu etkileyecek kısımlardır.
Korkularınız sizi cesaretiniz kadar etkiler. Yapmak istediğiniz şey ya da söylemek istediğiniz düşünce için korku duygusu içerisindeyseniz o şeyi yapmak ve o düşünceyi söylemek istemezsiniz. Örneğin; reddedilme korkusu nedeniyle bir işe başvuru yapmak istemeyebilirsiniz. Sonuç ise; denememek olur. Mahalle baskısı, Türk toplumunda önem verilen ve dikkat edilen konulardan biridir. Biz buna ‘El alem ne der!’ de diyebiliriz. El alemin ne diyeceğinden çok neden kendimizin ne dediğine odaklanmıyoruz. Duruma ek olarak yaşadığımız kültür engelleyici bir faktör olabilir. Kültür içindeki sınıflandırmalar, gelenekler… Yapılması istenen şeye koyulan süre kısıtlaması da insanların yaratıcı olamamasını, işini acele yapmasını sağlayabilir. Belki de kısıtlamanın olmadığı bir alanda insanlar daha yaratıcı olabilirler. Mükemmeliyetçilik, garantici olma, saplantılar hepsi yaratıcılığın önündeki engellerdir. Mükemmel fikri yaratmaya çalışırken yaratamadığımız mükemmelliyette saplanıp kalıyoruz. Fikirlere aşık oluyoruz. Asıl fikri kaçırıyoruz. Cam Taban Sendromu ’nu daha önce hiç duydunuz mu? Bu sendromu bilim insanları yaptıkları bir deneyle açıklamışlar. Pirelerin birkaçını toplayıp 30 cm derinlikteki bir cam fanusa koyarlar. Fanusun üzeri cam tabaka ile kapalıdır. Zemin belli bir derecede ısıtılır. Isıdan dolayı rahatsız olan pireler zıplamaya başlarlar. Ama tavandaki tabakaya çarptıklarından dolayı her zıplayışlarında yere düşerler. Ne olduğunu anlayamazlar. Bir süre sonra hepsi 30 cm eşitlikte zıplarlar. Deneyin ikinci kısmına geçilir. Bu sefer cam tabaka kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır. Pireler yeniden zıplamaya başlarlar. Cam tabaka engeli olmamasına rağmen pireler fanustan çıkamazlar. Hayat dersine sadık halde yaşarlar. Biz buna öğrenilmiş çaresizlik de deriz. Bir şeyin imkansız olduğuna inanırsanız, aklınız size bunun neden imkansız olduğunu kanıtlamak için çalışır. Bu nedenle aklınızı imkansızlıklarla değil, olasılıklarla besleyin. İnsanlar yaptıkları işlerde tekrara ve isteksizliğe düşerler. Yaratıcılıklarını kaybettiklerini düşünürler. Ancak sorun yaratıcı olmak da değil, yaratıcılığın önündeki engellerdedir.